ZAFER SARIŞAHİN
https://zafer.sarisahin.com
Sütçüler

Gıymatlı Eşya

Rıdvan Ertan

Rıdvan Ertan

1955 Yılında Isparta Sütçüler'de doğdu. Sırasıyla Gökçeada İlk öğretmen Okulu, Isparta Eğitim Enst. (Sosyal Bilimler) ve Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Tarih bölümünü bitirdi. Ağrı, Erzincan, Kütahya, Afyon ve Isparta illerinde öğretmenlik ve idarecilik yaptı.

“Eskilere rağbet olsaydı bit pazarına nur yağardı” deseler de madalyonun öbür yüzü bana göre bunun tam tersi. Eskileri anlattıkça eskiler eskilerde kalsa da özlem duyuyoruz. Zaten bu hikayeler değilmidir bize eskileri aktaran? “kıssadan hisse” dersler veren? Hep hikayelerden anlamıyormuyuz eskilerin bir başka güzel olduğunu? Tıpkı bugün yaşadıklarımızında gelecekte bir başka güzel hatırlanacağı gibi. Önemli olan elimizdeki değerlerin kıymetini kaybetmeden anlamak

Her şeyden önemlisi eskiler üretkenmiş. O zamanki insanlarımız pazar ihtiyacı görmezlermiş. ”Sakla samanı gelir zamanı” misali her şeyi bollukta hazırlarlar saklarlar yeri geldikçe kullanırlarmış. Küçükler büyüklerin küçülenleri ile idare ederler.Hiçbir israf olmadan gül gibi kanaatkar geçinip giderlermiş. Şimdilerde tam tersi. Tüketici ve israfçı olduk.

Merhum kayınvalidemden dinlemiştim. Mahalledeki İstanbullu komşularına çocuklarından birinin önlüğünü diktirmeye gider. Oturur bir müddet hoş sohbet ederler. Sıkılarak -Bayz çocuğun önlüğü vardı şunu bi diküğüvrümisiyz? der.. Dikiş makinesi sahibi komşu, kırıcı bir şekilde -Ben öğnük falan dikemem, git nerde diktirirsen diktir kusura bakma…der. Kayınvalidem neye uğradığını anlayamayarak gittiğine dediğine pişman ağlamaklı bir şekilde üzgün eve döner. Öğleyin memur kocası kayınpederimin gelmesini dört gözle bekler.

Merhum kayınpederim gelince Kayınvalidem yalvarırcasına -Beyefendi neğolrsun yarından tezi yok bu eve bir dikiş makinası alcaksın elini ayağını öpeyim.. Kocası şaşkın olanlardan habarsız. -İyi söylüyosun da hanımefendi ne ile alacağı? baksana ancak idare ediyoruz. Bu kadar çocuk ne yer ne içer, hem nerden çıktı şimdi bu anlamıyorum? Kayınvalidem olanları anlatır.. Bir yastığa baş koyduğu can parçası hiçbirşeyini sakınmadığı eşinin üzülmesine dayanamaz ve kararını verir.

-Tamam hanımefendi derhal şehre ısmarlıyorum yarından tezi yok makine yakında evinde endişen olmasın sen bunun için üzülme… der. -Peki kim kullanacak bunu sen mi? -Hayır Allah ömür versin gız evlatlarım maharetli ve meraklıdır. Çabıcak öğrenirler…der

Ismarlanan makina bir kaç gün sonra meşhur hamal Karataş’ın sırtında -Aman bi yanına bişey olmasın -Yavaş -Dikkat et.. yalvarışları ile eve gelir. Eve gelişiyle evde bayram yelleri eser. Meraklı bakışlar, dokunuşlar..

Hayırlı olsuna gelen komşular..

O gün, bugün, çalışırken kulağa hoş gelen, kendine özgü sesiyle, evin tüm dikiş ihtiyaçlarını gören makine: Hangi komşunun bir işi olmuşssa geri çevirmemiş. Karşılığında kiminin çamsakızı çoban armağanı hediye kiminin duaları..

Köğiçinde bir gece çıkan o koca yangın alevleri ortalığı sarınca evden ilk indirilip kaçırılan eşya bu dikiş makinası olmuş.

Bu dikiş makinası şimdi bir odada terkedilmiş atıl vaziyette duruyor.

Bizimde bir dikiş makinamız vardı. Evimizin karşısında İstanbulda sütçülük yapan Çetinkayaların evi boştu. Yıl 1962. İlk defa bu evde biçki dikiş kursu açılmıştı. Giresunlu bir hocanım eşi Ortaokulda ağabeyimin Fizik Hocası Halil Akkaya. Küçük ablam da bu kursa yazıldı. Büyük ablam kız meslek lisesinde okuyordu. Ablam hem evde halı dokuyor, hem de bu kursa gidiyordu. Merhum babam -Öğrenirsen sana dikiş makinası alıvercem” diye onu teşvik ediyordu.

Bir gün ablam kurstan ağlamaklı bir şekilde üzgün geldi eve. -Hayır ben yapmadım ben bozmadım .. diyordu. Anlaşıldıki kursta iki makinadan birisi bozulmuştu. Müdire hanım çok kızmış suçu ablama yüklemişlerdi. Merhum babam -Bozulabilir kızım Allah yapısı değilya kul yapısı ne ise zararı ödeyelim der.

Dikiş makinası deyip geçmeyin. O zaman kıymetli. Sanat altın bilezik. Tamirinden anlayan yok. Makine çalışmayınca kurs çalışmalarıda aksayacak. Günlerce ilçede bu dikiş makinasının nasıl bozulduğu, kimin bozduğu konuşuldu.

Nihayet dikiş makinası ilçenin tek posta otobüsüne yüklendi tamir olup akşam geri geldi.

Biçki dikiş kursuda kaldığı yerden devam etti.

Devam etti etmesinede.. Lakin o günden sonra kimse ya yine bozulursa? korkusuyla eskisi gibi kolayca başına geçip oturamadı..

Hani ne derler? ”Mal canın yongası”

Çok geçmeden ablamın kazandığı halı parasının üstünü denkleştirip o zamanlar gelinlik her genç kızın rüyası ‘Dikiş makinesini” aldı evimize.

İlk açıldığı yıllarda dikiş nakış kursu olayları yanında,gidenleri ile sene sonu sergisiyle ilçe halkından oldukça ilgi görüyordu.Bir keresinde başlarında hocanımları olduğu halde topluca Kadirali nin sinemasına gelmişler. Gündüz seansında, Sadri Alışık ve Fatma Girik’in Menekşe Gözler filmini izlemişlerdi. Kursta başarılı olan gelinlik kızlar konuşulur, kursa gidip gelirken görücüye çıkan gelinlik kızlara, erken ve iyi kısmetler çıkardı. Yıl sonunda dutlarımıza ben düştüğü vakit açılan segi heyecanı şimdikilerden çok daha farklı olurdu. Günler öncesinden sergi hazırlıkları başlar. Serginin açılacağı gün kalabalık halk ilden gelecek ve açılışı yapacak Vali yi büyük bir merak ve heyecanla beklerdi. Sergiyi gezen hemen herkes ertesi gün tekrar gezerdi. Sergide el emeği göz nuru hünerleri başında kendi becerdiği giysisi ile manken gibi göz kamaştıran gelinlik kızlarımıza buradada kısmetleri çıkardı.Hatta bir keresinde buradaki birine talip olan bir öğretmen, talip olduğu bayanın evli olduğunu duyunca çok mahçup olur. Bu olaydan sonra evlilerin kursa rağbeti kalkmıştır.

Eskiler mallarına çok değer verirler kullanmasınıda iyi becerirlermiş doğrusu

Öyle deği mi?

İşte dün evimizin bulunmaz hintgumaşı,bugünlerde sıradan bir eşyası DİKİŞ MAKİNASININ anılarda kalan bir öyküsü.

Bir başka yaşanmış öyküde buluşmak üzere..

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ